Sonsuz Olasılıklar Bütünü

0
91

Koçluk yolculuğumun çok başında olduğum bir dönemde -ki başında derken bu enteresan seyahatin bir ortası ve sonu var mı ondan da emin değilim ama- tam olarak, temel koçluk eğitimlerini aldığım günlerde kendimce bir benzetme yapmıştım. Eğitim esnasında, eğitmenimiz ve eğitim grubundaki diğer katılımcı arkadaşlarımızın da hazır bulunduğu bir ders oturumundaydık. Ve ben; koçluktaki koç-danışan ilişkisini, bazı yönleriyle tango dansı esnasındaki kadın-erkek uyumuna, iletişimine benzettim. O an grubun genelinin yüzlerinde bir gülümseme, ekseriyetle bir olumlama tepkisi aldığımı hatırlıyorum. Tabi ki birebir aynı değildi ama iki olgu arasında birbirine atıf yapabildiğim mihenk taşları kendimce fazlaca idi.   

Koçluk konusundaki okumalarım, kendi içime yaptığım yolculuğumun çok önemli bir enstrümanı olarak devam etti, halen de ediyor. Ve bu okumalar esnasında gördüğüm, eğitimlerde dinlediğim, bizzat yaşayıp tecrübe ederek kendime yaptığım onlarca tanım içerisinde bir “koçluk” tanımı vardı ki bunu okuyunca bu makaleyi yazmaya karar verdim:

Koçluk, insanların kendi farkındalıklarını, çözümlerini, keşiflerini dolayısı ile kendi potansiyellerini ortaya çıkarmayı sağlayan profesyonel sistemler bütünüdür.” (1)

Bu koçluk tanımı beni aldı ve Arjantinli Yazar Leopoldo Marechal’in çok sevdiğim bir “tango” tanımına götürdü bıraktı. Marechal, tangoyu “sonsuz olasılıklar bütünü” olarak tanımlıyordu. Bir tarafta her bir insan için kendine özgü farkındalıklar, keşifler ve dolayısıyla harekete geçirilmeye ve geçmeye hazır bir potansiyel ve tabi ki bunları ortaya çıkarmaya çalışan profesyonel araçlar ve sistemler bütününü içeriğinde barındıran bir yapı; diğer tarafta ise sonsuz olasılıklar bütünü içinde gerçekleşen, akıp giden, mükemmel bir iletişimle sarıp sarmalanmış ve estetize edilmiş bir uyum kültü. Sanatın, iletişimin, psikolojinin, duygu ve düşünce paylaşımlarının, estetiğin, aklın ve mantığın, her şeyden önemlisi de prezansın yani kalbini açabilmenin, kalbine alabilmenin, o an orada olabilmenin ve insana iyi gelen daha pek çok şeyin iç içe geçip harmanlandığı iki çok özel olgu.

Koçluk ve tango kavramlarını aynı potada değerlendirdiğimde iletişim ve uyumun en ince dansı gibi bir tespit yapmam çok mümkün görünüyor. Derin bir iletişim, karşılıklı sonsuz güven ilişkisi ve harmonik bir uyum gerektiren disiplinler olduğu kesin her ikisinin de. Bu iki çok farklı dünyayı bir araya getirerek, oldukça ilgi çekici ve de orijinal bir mukayese yapmaya çalışmaktayım.

Sanıyorum ilk vurgulamam gereken konu, iletişimin en merkezde, odakta bulunan yadsınamaz rolü.Hem koçluk ilişkisinde hem de tangoda, taraflar arasındaki karşılıklı açık ve etkili iletişim, başarılı bir ilişkinin temelini oluşturuyor. Başarılı ve yetkin bir koç, danışanının ihtiyaçlarını anlamak için aktif dinleme becerilerini öncelikle kullanıp, doğru sorular ve yetkinliği kanıtlanmış birtakım iletişim teknikleri kullanırken tango dansçısı da partnerinin hareketlerine uyum sağlamak için sürekli bir iletişim halinde olmaktadır. Koç, danışanının bir konuda takıldığı noktayı anlamak ya da ona yeni pencereler açmak için açık uçlu ve güçlü sorular sorar ve aktif dinleme teknikleri kullanır. Tango dansında ise o anda dansa liderlik eden partner adım atarak ve göğsüyle dansı yönlendirirken, takip eden dansçı ise liderin hareketlerine uyum sağlayarak dansın akışını destekler. Bu, koçun danışanına yol göstermesi ve danışanın koçun yönlendirmesine güvenmesiyle benzerlik göstermektedir.

Yine her iki durumda da taraflar arasında inşa edilmiş bulunan güçlü bir uyum, süreçlerin daha keyifli ve verimli hale gelmesini sağlıyor. Koç ve danışan, danışanın gündemindeki hedefler doğrultusunda birlikte çalışırken, tango dansçıları da müzikle ve birbirleriyle uyumlu bir dans ortaya çıkarıyorlar. Koç, danışanının hedefleri ve değerleriyle uyumlu bir koçluk planı oluşturur. Odakta her zaman için danışan vardır. Bu, tango dansında partnerlerin birbirlerinin hareketlerine uyum sağlayarak dansın ritmini yakalamasına benzer. Tango dansında da iki dansçı birbirlerinin hareketlerine ve müziğin ritmine uyum sağlayarak bir bütünlük oluştururlar. Bu, koç ve danışanın ortak bir hedef doğrultusunda çalışarak başarıya ulaşmasına benzer.

Anda kalma, anı yaşama, anın farkında olma vurgusu hem koçluk seanslarında hem de tango dansında çok ama çok önemli bir detay. Başarılı ve yetkin bir koç, danışanının duygularını, düşüncelerini, beden ve mimik dilini an be an takip ederken; tango dansçıları da müziğin ritmine, partnerlerinin hareketlerine ve de tabi ki kendi duygu ve düşüncelerinin işaretlerine anında tepki verir. Koç, danışanının duygusal durumundaki değişimleri anında fark ederek seansı buna göre yönlendirirken bu durum tango dansında, dansçılardan birinin diğerinin bir anda hızını değiştirmesi durumunda buna uyum sağlayarak dansa devam etmesine benzer.

Koç ile danışan ilişkisi, karşılıklı güven üzerine kuruludur. Danışan, koçun kendisine zarar vermeyeceğini, mahremiyetini her şartta koruyacağını ve onun tek amacının kendisinin hayatını kolaylaştırmak olduğunu bilmelidir, bilir. Bu güven ortamı, danışanın kendini, kalbini açmasına ve değişim için adım atmasına imkân tanır. Tango dansında ise partnerler arasında güçlü bir güven ilişkisinin tesisi gerekir. Lider dansçı, takipçinin kendisine güveneceğini bilerek yönlendirirken, takipçi de liderin kendisini doğru bir şekilde yönlendireceğine inanarak hareket eder. Bu güven ilişkisi, doğal olarak dansın o andaki akıcılığını ve müthiş uyumunu sağlar.

Empati kavramı her iki disiplinde de çok önemli bir ajan olarak karşımıza çıkmaktadır. Koç, danışanının duygularını anlama ve paylaşma becerisine kesinlikle sahip olmalıdır. Empati ise danışanın yaşadığı zorlukları daha iyi kavrama ve ona doğru sorular sorarak etkili hareket alanları bulabilmekte kolaylaştırıcı olma konusunda etkili bir enstrümandır. Tango dansında da partnerler birbirlerinin duygularına ve beden diline son derece duyarlı olmalıdırlar. Çünkü tango doğaçlama yapılır. Nasıl ki her koçluk seansı bir başkasının benzeri değil ise her tango dansı da bir başka danstan farklıdır. Lider, takipçinin ne kadar rahat hissettiğini anlayarak dansın temposunu ve yönünü ayarlayabilirken, takipçi de liderin ne ifade etmeye çalıştığını anlık hissederek hareket edebilir.

Görüldüğü üzere koçluk ile tango dansı arasındaki bana göre benzerlikler oldukça fazla ve çarpıcı olsa da pek tabi ki aralarında çok önemli farklılıklar da bulunmaktadır. Bu farklılıklar, her iki disiplinin de amaçları, süreçleri ve dinamikleri açısından ortaya çıkar doğal olarak. Makalemin bu son bölümünde kısaca bu konuya değinecek ve toparlayacağım.

Tango dansında dansçıların temel amacı, estetik ve sanatsal bir dans ortaya koymak ve müzikle uyum içinde hareket etmektir. İki kişi vardır ve tamamen birlikte bir sonuç yaratırlar. Koçlukta amaç ise koç tarafından danışanın kişisel veya profesyonel hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmak, onun potansiyelini ortaya çıkarmak, tüm bu süreçte kolaylaştırıcı fonksiyon üstlenmektir. Burada tartışmasız odak, danışanın iç ve dış dünyası ve gelişimidir.

Tango dansı, her ne kadar müthiş bir ruhsal iklim içinde icra edilse de belirli adımlar ve figürlerin bir araya getirilmesiyle oluşan, daha çok fiziksel bir süreçtir. Koçlukta ise danışanın farkındalığını artırmaya, yeni perspektifler kazanmasına ve davranışlarını değiştirmesine odaklanılmış daha çok zihinsel ve duygusal bir süreç yaşanır.

Tango dansında başarı ki bu da son derece subjektif bir değerlendirmedir; estetik, teknik ve müzikal uyum gibi kriterlere göre değerlendirilebilirken koçlukta başarı, danışanın belirlediği hedeflere ulaşması, kişisel gelişim göstermesi, çok daha önemlisi farkındalık kazanımı ve tutum ve davranışlarda farkındalık yaratımı ile ölçülür.

Sonuç olarak, makalemin başlığı olan Arjantinli yazar ve şair Leopoldo Marechal’ın tango için kullandığı “sonsuz olasılıklar bütünü” tanımı ile koçluğun “insanların kendi farkındalıklarının çözümlerini, keşiflerini, dolayısıyla kendi potansiyellerini ortaya çıkarmayı sağlayan profesyonel sistemler bütünü” olduğu tanımını kıyaslamalı odak yaptığım bu çalışmamda her iki olgu arasındaki benzerlik ve farklılıkları ele almaya çalıştım.

Her iki tanım da içerisinde sonsuz olasılık barındıran ve bireyin potansiyelini ortaya çıkarmaya yönelik bir süreçten bahsediyordu. Tango, dansçılara her adımda yeni bir yol seçme, farklı ritimleri ve figürleri deneyimleme ve kendilerini içlerinden geldiği gibi ifade etmenin sonsuz yollarını sunarken; koçluk da benzer bir şekilde, bireye kendi hayatının karar vericisi olma, o güne dek farkında olmadığı değişik perspektifler edinme ve daha önce tanışmadığı yeteneklerini keşfetme imkânı tanıyordu.

Evet her iki süreç de bir keşif yolculuğuydu. Tangoda, dansçılar bedenlerinin ve zihinlerinin sınırlarını zorlayarak yeni hareketler ve yeni ruhsal ve fiziksel kazanımlar keşfederlerken; koçlukta ise birey, kendi düşünce ve duygularını keşfederek daha derin bir potansiyel farkındalığı kazanmaktaydı.

Pek tabi ki müthiş bir içsel yolculuk durumu.Hem tango hem de koçlukta, bireyin bir içsel yolculuğu üzerine kuruluydu hikâye. Tangoda, dansçı kendi iç dünyasıyla bağlantı kurup, duygularını hareketleriyle ifade ederken; koçlukta ise birey, kendi değerleri, inançları ve hedefleri üzerinde koçunun kolaylaştırıcı etkisi ile düşünerek kişisel gelişimine odaklanmaktaydı.

Hem tango hem de koçluk, insanın doğasında var olan öğrenme, gelişme ve kendini ifade etme ihtiyacına hitap ederken aynı zamanda yine her iki süreç de sonuca odaklanmakla birlikte, çok daha fazla, sürecin kendisini ve bu süreçteki dönüşümü anlamlı ve değerli kılmaktadır. Ve pek tabi ki hem tango hem de koçluk, bireyin özgürlüğünü, özgünlüğünü ve eşsizliğini vurgulamaktadır.

Müthiş bir milonga gecesinde partnerlerini, tıpkı bir koçun danışanını tüm ruhuyla dinlediği gibi dinleyen dansçıları gördükçe sonsuz olasılıklar bütününden oluşan bu tuvalin içindeki resmin efsanevi renklerini ve olağanüstü eşsiz fırça darbelerini hep hayranlıkla seyredeceğim.

Aşk olsun…