Kendin Olma Yolculuğuna Danışmanlık Etmek

0
91

Peki nedir bu kendin olmak ? KENDİM kim?

Kendin gibi ol, kendin gibi davran, en kolayı kendin olman, hayat başkaları gibi olmak için çok kısa ….. gibi bir çok söz duyuyoruz değil mi ?

Bu KENDİM bir varlık ise onun isteklerini, arzularını, duygularını, düşüncelerini, becerilerini, potansiyelini biliyor muyum? KENDİM hayattan ne beklediğini biliyor mu? Yada hayata neler verebileceğini ?

Kendin ol, çok rahat ağızdan çıkan bir söz ama acaba içimizde kaçımız kendisi gibi yaşıyor hayatı ?

Kendin olmak ne demek ?

İstediğimi özgürce yapabilmek ? Canımın istediğini yapmak ? Yapabileceklerimi yapabilmenin mutluluğunu yaşamak ? huzurlu olmak, mutlu olmak, Var olduğumu hissetmek, Nefes alabilmek….

Bir çok tanımdan bahsedebiliriz, bir seminerde Sevgili İlhan Gülertan şöyle demişti “Kendi biricikliğimi onunla çelişen şeylere rağmen gösterme cesaretinde bulunmak”

İnsanın önce kendi biricikliğini kabul etmesi gerekiyor, yani tüm yönlerimle kendimle barışmam, kendi huylarımı sevmem, yani kendime özşefkat besleyebilmem gerekiyor.

Cristopher Germer’in, Özşefkatli Farkındalık, kitabında şöyle bir uygulama örneği var.

  1. Gözlerinizi kapatın, sevdiğiniz bir arkadaşınızın sizin yanınıza geldiğini ve sıkıntılarından bahsettiğini, kendisini eleştirdiğini hayal edin.
  2. Arkadaşınıza nasıl yaklaşırsınız ? ne söylersiniz ? tavsiyeleriniz ne olur ?
  3. Şimdi gözlerinizi kapatın, kendi sıkıntılarınızdan birisini düşünün, bu sıkıntının içinde kendinizi nasıl hissediyorsunuz ? peki kendinize nasıl tavsiye veriyorsunuz ? nasıl yaklaşıyorsunuz ?

Kendimize , sevdiğimiz arkadaşımıza davrandığımız gibi davranabilmektir özşefkat. Kendime nezaketle yaklaşabilmek, suçlamadan, yargılamadan, varsayımda bulunmadan, tüm yönlerimi, tüm ihtiyaçlarımı, tüm beklentilerimi görerek kendime objektif ve şefkatle yaklaşabilmektir.

Ancak kendime bu şekilde yaklaşabilirsem gerçek kendimi daha yakından tanıyabilirim. Hayatımızın bir bölümünü bizim önümüze getirilen şablonlara / cevap anahtarlarına göre yaşıyoruz. İyi okullarda okumak, müdür olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak, iyi bir araba, iyi bir ev belki iyi bir tekne vb…

Burada kendim neredeyim ? Şablonlar genelde ben olabilmem için değil, şablonlar toplumun içinde birisi olmam için ama o ben değilim.

Peki bu şablonlara göre yaşamamızın arkasında yatan ihtiyaçlar neler olabilir. Nazım Hikmet’in dizelerinde belirttiği gibi “Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşcesine” yaşamak neden mümkün olamıyor ?

Bunun arkasında bir çok sebep var, toplum baskısı, elalem ne der ? Gene Sevgili İlhan hoca, aynı seminerde “elalem’in öznesi yok. Öznesi olmayan her zaman kurgudur, kararsızlıktır, korkularımı kurgular aracılığı ile kendime yansıtmamdır” demişti.

Zihin manipüle eder, zihin kurgular, zihnimize inanırsak gerçekliği kaçırmış oluruz. Çünkü zihnimiz, kendisinde olan veriler kadarıyla dünyayı anlamaya çalışıyor. Bu yüklenen veriler çocukluğumdan beri yükleniyor, kimisi alışkanlıklara dönüşüyor, kimisi değerlerim ve inançlarım oluyor, kimisi travmatik bir şekilde yükleniyor, kimisi ihtiyaçlarım karşılanmadan yükleniyor ve bitmemiş meselelerim olarak açık kalıyor vb. dolayısıyla zaman içerisinde yüklenen bu veriler ile ben bugün dünyayı algılıyorum. Yüklenen verilerim, kısıtlı ise yani farklı deneyimlerim olmadı ise, farklı kaynaklardan bilgiler ile beslenmedi isem, kendimi bilip, fark edip geliştirmedi isem, çeşitli çatışmalara girip bu çatışmalardan öğrenerek, deneyimleyerek çıkmadı isem bu durumda zihnimde yer alan bu veriler oldukça kısıtlayıcı kalıyor.

Zihnimde yer alan bu verileri de kendi inanç sistemimin kısıtlarında yorumluyorum, yani gelen tüm verileri de bugün hatırlamıyor yada zihnimde öncelik haline getirmiyorum.

Bu veriler ile anlamaya çalışırken zihnimin ürettiği düşüncelerin 10 tanesi daha negatif ve karamsar tarafta iken ancak 5 tanesi daha bilge ve iyimser tarafta olabiliyor diye belirtiyor “Pozitif Zeka” yaklaşımını anlatan Shirzad Shamine. Ve daha da can alıcı nokta, “İnsan beynine bilgisayar terimiyle saniyede 11 milyon bit veri akıyor, ancak gelen verinin 40 bitlik kısmıyla uğraşabiliyor” diye belirtiyor Prof. Dr. Sinan Canan.

Dolayısıyla beynimiz, mevcut durumu değerlendirmek ve hızlı kararlar vermek için geçmiş bilgileri ve öğrenmeleri kullanmayı daha kolay buluyor.

Bu, “bir araba hız kesmeden kırmızı ışıkta sana doğru geliyorsa, hemen kaç” gibi durumlarda yardımcı olabileceği gibi aynı zamanda dezavantaja da dönüşebilir.

Genel olarak hızlı hareket ettiğimizde ya da eksik/yanlış verilerin olması durumunda, bilinçaltındaki önyargılar boşlukları doldurur ve süreç içinde alınan birçok kararı ve kişilerle olan etkileşimimizi belirler, yani zihin bizi manipüle eder.

Bu manipülasyonu yapan zihnin her iki ilişkisine de bakacak olursak.  

  1. Kendimle kurduğum ilişki :

Kendi iç sesimle, kendim ile iletişim kurmaya başladığımda iç sesim beni iki türlü besliyor. Bu sesler, bilge tarafımdan gelip beni besliyorsa, duyu-zihin ve beden bütünlüğünde olan sezgilerim aracılığı ile geliyorsa burada sıkıntı yok. O zaman kendim olabiliyorum.

Ancak bu sesler SABOTAJCI tarafımdan geliyorsa ve benim akışta kalmama, kendim olmama, potansiyelimi görmeme engel oluyorsa işte burada kendi bilinçsiz önyargılarımın tuzağına düşüyorum.

  • Başkaları ile kurduğum ilişki :  

Diğerleri ile kurduğum ilişkilerde bu sefer iç sesim o insanlara yada durumlara karşı konuşmaya başlıyor. Yukarıda bahsettiğimiz gibi her an aldığım verileri işleyemediğim için, geçmişten gelen bilgiler ile hareket ettiğim için diğerleri ile ilişkimde çoğunlukla varsayıyorum. Ve bu varsayımlarımın gerçek olduğuna inanarak hareket ediyor ve kararlar alıyorum. Bu kararlarımın adına BİLİNÇSİZ ÖNYARGILARIM deniyor.

Bilinçsiz Önyargılar ve Sabotajcılar ile ilgili anlatacaklarım bir sonraki yazıda….

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz