Günümüz İnsanı ve Mindfulness

0
33

Stefan Zweig şöyle diyordu:Varoluşumuzun yeni koşulları, insanları odaklandıkları herşeyden koparıp, ölümcül bir öfkeyle, tıpkı bir orman yangınının hayvanları saklandıkları ücra köşelerden çıkarıp kovaladığı gibi, kendi kendilerinden uzaklara fırlatmıyor mu?”

Çağın insanının dikkatini, farkındalığını korumak ya da geliştirmek için eskisinden çok daha fazla çaba harcaması gerekiyor. Gün boyu maruz kalınan reklamlar, insanları “daha iyi alışveriş” için tüketim tercihleri yapmaya ve durmaksızın devam eden haberleri takip etmeye zorluyor. Dış dünyanın ışıkları, gürültüsü, renkleri dikkatimizi ve odağımızı dağıtıyor. Peki günceli yakalamak için bunca enerji sarfederken, iç dünyamız ve zihnimizde neler oluyor ?

Mindfulness kavramı, İngilizce’de zihin anlamına gelen ‘mind’ sözcüğünü içerdiği için zihin odaklı bir çalışma gibi anlaşılıyor, ancak Uzakdoğu dillerinde zihin ve kalp için aynı sözcük kullanılır. Yani aslında mindfulness hem zihin hem de kalbin birlikte oluşturduğu bir farkındalık ve iç dünyaya ait bir kavram. Dışarda olan bitene dikkatimizi verdikçe, hem zihin, hem de kalbimizdeki farkındalıktan yani Mindfulness’den uzaklaşıyoruz.

Tiziano Terzani’nin dediği gibi: “Bugün fazlasıyla uyarılır haldeyiz, o kadar ki zihnimiz asla huzur bulamıyor. Televizyon gürültüsü, arabadaki radyonun sesi, çalan telefon, önümüzden geçip giden otobüsün üzerindeki reklam panosu. Uzun süreli düşüncelere sahip olamıyoruz. Düşüncelerimiz kısalıyor, çünkü çok sık bölünüyoruz.”

Hızın artması, bölünmüş zihin, odaklanamama ve farkındalıktan uzaklaşma karşı uçtaki gereksinimlerimizi ortaya çıkardı :

duygusal denge, sakinlik, yavaşlama ve süreklilik.

Tam farkındalık, zihnimizin içinde gizlenmiş olan bu atıkların farkına varmamıza yardım eder; kendi içimize bakabilme ve kendi kendimizle ya da kendimizden daha büyük bir güçle bağ kurabilme becerisini geri kazanmamıza yardım eder.

Tam farkındalık (mindfulness) uygulamalarında işte bu gereksinimleri hiçbir hedef olmadan, sadece kendi içimize bakarak, hissederek deneyimlemek için kendimize zaman verme fırsatı elde ediyoruz. Dışardan gelen sesler, görüntüler, zihinde dolaşan düşünceler kaybolmuyor ama biz Mindfulness pratikleri yaparken öncelik sıralamamızı değiştiriyoruz; gözlerimiz kapalı, telefon mesajlarını kontrol etmeden, ekranlara bakmadan, sessiz kaldığımız birkaç dakika.

Zihinde evirip çevirdiğimiz geleceği ve geçmişi bir anlığına bırakıp, şimdi ve burda olanı iyi/kötü, hoş/nahoş, başarılı/başarısız olarak etiketlemeden, beğenmediklerimizi reddetmeden, mevcut ne varsa gözlemlemek, kabul etmek.

Bir yıllığına Walden’a ormanlarda yaşamaya giden Thoreau: “İnsan vazgeçilmez olanları bir kere elde ettikten sonra sıranın lüzumsuz olan şeyleri elde etmeye gelmemesi için önünde bir seçenek daha vardır; o da şimdiki yaşamın içinde maceraya atılmasıdır”.

Peki, an’ın, hayatın içinde iken de, benzeri zihinsel pratik yapılabilir mi? Bu soruya yanıt: “kesinlikle evet”. Yürürken, yemek yerken, odaklandığınız her eylemin içinde “tam farkındalık hali”ni yaşamanız mümkündür. Ancak bu gelişimi kaydetmek için tıpkı bedensel antrenmanlarda olduğu gibi zihin üzerinde de çalışmak gerekir.

Mindfulness pratikleri ve Mindfulness Koçluk seansları ile, danışana farkındalık kazandırmak, farkındalığı beslemek ve geliştirmek için ;

       zihin egzersizlerini öğrenme,

       odaklanma becerisi,

       karar verebilme,

       hayattan zevk alma,

       şimdiki zamanda kalma,

       yargılamaktan vazgeçme,

       kabullenme,

       duygusal denge

gibi zihin sağlığı için çok önemli faydalar elde edilir.  

Tam farkındalık uygulamaları hayatın içinde yer almadığı takdirde, sohbet konusu olmaktan öteye gitmez. Bu çağın insanının sorunu, çok şey bilip, hiçbir şey yapamamak; yani eylem aşamasında takılı kalmak. Koçluk alan kişilerde en sık rastladığım gündem; hedeflerini gerçekleştirmek üzere harekete geçememek. Zihin dağınıklığı içindeki modern çağ insanının içe bakma ve farkındalık pratiği yapmaya ihtiyacı var. Spiritüel çalışmaları, zihin egzersizlerini, yoga hareketlerini bile bu dünyanın hızı, temposu, hareket tarzı ve duygusu ile yapanların sayısı hiç de az değil. Bir etkinlikten diğerine koşan, hırsla, kıyaslama duygusunu bırakmadan, amacından uzaklaşan bir çaba ve bakış açısı ile Mindfulness pratikleri yapmak ne kadar bağdaşıyor ? Tam farkındalık, yaşamın içindeki etkinliklerden biri değildir, beden ve ruhun bir tavrıdır.

Kavramlardan uygulamaya geçecek olursak:

  • Şimdi, şu an, gelecek ya da geçmiş zamandan daha üstün, daha kıymetli değil, ama daha kırılgan olduğu için ona öncelik veriyoruz ve odaklanıyoruz, farkındalıktan ilk kaybolan odur, o nedenle korumamız gerekir.
  • Nefes alma eyleminin kendisinden öğreneceğimiz çok şey var. Bütün farkındalık alanını nefese bırakıyoruz ve nefesi gözlemliyoruz.
  • Etraftan gelen seslere dikkatimizi verirken aslında sessizliğin tadına varmayı öğreniyoruz.
  • Zihin sürekli ve durmaksızın düşünce üretir. Bu düşünceleri durdurmaya ya da pozitife çevirmeye çalışmıyoruz; düşüncelerimizle aramıza mesafe koymayı deneyimliyoruz.
  • Bedenin tamamının farkına varmaya niyet ediyoruz, etraftaki ve zihindeki tüm sesleri farkındalık alanına davet ediyoruz. Tüm hisleri, duyumları, işittiklerimizi normal kabul ediyoruz, haklarındaki yargımız ne olursa olsun.
  • Hayal etmeye, yargılamaya, değerlendirmeye, isimlendirmeye başladığımızı farkettiğimiz anda, kendimize geri dönüyoruz. Zihnin gezinmesini ve dağılmasını farketmek ve o noktadan geri dönmek zihnin nasıl çalıştığını bize gösteren, öğretici bir deneyimdir ve çok kıymetlidir.
  • Duyguların, düşüncelerin bir kısmı öylesine güçlü ve inandırıcıdır ki gerçekmiş gibi tepki verir yürek ve beden.
  • Düşüncelerin çoğu gelen ve giden bir görünen, bir kaybolan bulutlar gibilerdir oysa, yanıltırlar, bu da gözlem yaparken öğrendiğimiz bir şeydir.
  • Bedenin duruşunun farkına varıyoruz. Nefesin hareketlerini tüm bedende fark ediyoruz. Sesler, duyumlar, düşünceler, duygular, farkındalığın alanını giderek daha fazla genişletiyoruz, odaklanmayı engelleyen, dikkatimizi dağıtan, rahatsız eden şey zaten orda,  hepsini birden kabul ediyoruz, mevcut oldukları için. Müdahale etmeden farkındalıkla kalıyoruz, an be an…hiçbir şey yapmaya çalışmıyoruz, yaşamı şimdi ve burda hissediyoruz. Beklentisiz olarak, sadece şimdi ve burda var olmayı deneyimliyoruz. Seçim yapmayan, arzu etmeyen, nesnesi olmayan bir farkındalık. Hoş olmayanın ortadan kaybolmasını istemeyen ve hiçbir şeye asılıp kalmayan bir farkındalık. Hiçlik kavramını deneyimlemek böyle bir şey, elinde olan şeylerin gitmesinden üzüntü duymamak, elindekilere de bağımlı olmamak, sahiplenmemek.
  • Sadece şimdiki zamanı bırakmıyoruz, onu daha sonraki deneyimlerde yine hissetmek üzere koruyoruz.

Bu çalışmalar, bu egzersizler dünyadan kopma, uzaklaşma alıştırması değil, kendimizle dünya arasında bağ kurma egzersizidir.

Jung’un dediği gibi, “Deneyimlerin en yücesi insanın kendi benliği ile baş başa kalmasıdır.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz