Değişim Rüzgarları

    0
    32

    Çevrenizde veya içinizde değişim rüzgarları esmeye başladığında nasıl bir yaklaşım sergiliyorsunuz?

    Değişim, değişmek aslında hayatın akışında sürekli yer alsa da, her zaman istenen veya beklenen bir süreç olmayabilir. Bu nedenle de değişim durumunda dirençle karşılaşabiliriz. Çünkü her zaman bildiğimiz o konfor alanının dışındaki bilinmez sulara girmek zor gelebilir. Bir nedenle zorlanmak istemeyiz, bildiğimiz ve alıştığımız sular daha güvenlidir. Bazen de değişim öyle bir gelir bizi içine alır ki, istersen uyum sağlama!!

    Değişimin sözlük anlamına baktığımızda “bir zaman dilimi içindeki değişikliklerin bütünü” şeklinde bir tanımla karşılaşıyoruz. Değişim kendi içinde farklı yönlerden ele alınabileceği gibi, farklı noktalardan da başlayıp farklı yönlere doğru gidebilmekte. Örneğin yeni bir kimlik edinmek, o kimliğin gerektirdiği davranış örüntülerini geliştirmemizi gerektirir. Çalıştığımız kurumda terfi ederek yönetici olmak, ebeveyn olmak, yeni bir platformda aktif üye olmak bu duruma örnek olarak verilebilir. Burada kendimize  zaman tanımak ve bu yeni rolün gerektirdiği davranış modellerini öğrenip uygulayana kadar kendimize şefkatle yaklaşmamız bu süreçte yaşayacağımız kaygı seviyesini dengelemeye yardımcı olacaktır.

    Değişimin bir başka noktadan başlaması ise; bulunduğumuz ortamın (Mantıksal Algı Boyutunda Çevre-Zaman boyutu) değişmesi ile gerçekleşebilir. Farklı bir ülkeye taşınmak veya çalıştığımız kurumdan ayrılıp başka bir kurumda çalışmaya başlamak da bu duruma örnek olarak verilebilir. Böyle bir süreçte ise, bulunduğumuz ortama uygun bilgi ve becerileri geliştirmemiz gerekli olacaktır. Kurum değişikliği yapanlar bilir, her ne kadar deneyimli olsanız da yeni bir kurum, yeni bir kültür demektir ve bu yeniliğe alışmak da tüm değişim süreçlerinde olduğu gibi belirli bir zaman gerektirmektedir. Uluslararası firmalarda expat olarak çalışanlarda da değişim süreci her yeni ülkede yeniden başlamaktadır.

    Tüm bu süreçlerin aynı zamanda olması da söz konusu olabilir. Kişinin çalıştığı firmadan farklı bir firmaya, bir üst pozisyona terfi ederek geçmesi de bu duruma bir örnek olabilir. Tüm bu süreçlerde bir miktar zamana ihtiyacımız olduğunu baştan kabul etmek ve yine kendimize şefkatle yaklaşmak bu süreleri daha sağlıklı geçirmemizi sağlayacaktır.

    Değişmek, değişime uyum sağlamak bazen de dışarıdan zorlayıcı bir şekilde gelebilir. Doğal afetler, savaş  son iki yılda yaşadığımız pandemi süreci de bu durumlara örnek olabilir. Örneğin pandemi, hiç kimsenin arzuladığı bir süreç değildi. Ancak öncesinde “hayatta olmaz!” dediğimiz uzaktan çalışma sistemine de, online sosyalleşmeye de, kitleler halinde temizlik alışkanlıklarımızı değiştirmeye de bir şekilde uyum sağladık öyle değil mi? Hatta yemek yapmakla hiç arası olmayan insanların bile mutfaklarının küçük birer unlu mamuller dükkanına dönüştüğüne şahit olduk. “Görmeden, denemeden hayatta almam” diyen kişilerinse internet alışverişini pek bir sever hale geldiklerini gördük. Değişim süreci istesek de istemesek de bizi bir şekilde değiştirdi, dönüştürdü. Önceki bahsettiğim tüm süreçlerde olduğu gibi..

    Bütün bu süreçlerin dışında belki bir de değişimlerin efendisi! içsel değişimden söz etmek gerekir. Herhangi bir kimlik değişimi olsa da olmasa da, lokasyon değişikliği olsa da olmasa da içeriden değişim sinyallerinin çaldığı süreçten… Aslında bunu diğerlerinden ayırmak çok da mümkün değil! Çünkü bizler insan olarak bütünsel varlıklarız ve yaşam alanlarımızın herhangi birinde meydana gelen bir değişiklik diğer tüm alanlarımızı da doğrudan veya dolaylı olarak etkilemekte. Değişimin dokunduğu insan olunca, insan da o değişim ve dönüşümün öncüsü, parçası veya hem öncüsü hem de parçası olabilir. Ancak değişimin nasıl bir parçası olduğu, yani şikayet eden mi, gelişen mi olduğu yine bireyin seçimiyle şekillenen bir durum.  

    Peki kendimizle ilgili bir değişim yapmak istediğimizde nelerle karşılaşıyoruz biraz buna bakalım! Burada durum biraz daha farklı olabiliyor. İçeriden ve dışarıdan hatta her iki yönden birlikte bir dirençle karşılaşabiliyoruz. İçeriden direnç dediğimizde kendi içimizden, iç ses ve iç uyaranlarımızdan gelen hatta fiziksel olarak da kendini hissettirebilen bir direnç söz konusu. Bu bazen zihnimizin içinde bizi demotive eden bir ses veya fiziksel bir ağrı ya da yakınma olabilir. Dış direnç ise daha çok çevremizden, aile, arkadaş, akraba gibi yakın veya uzak kişiler tarafından verilen tepkiler ve oluşturulmaya çalışılan engelleri kapsar. Her ne kadar bu değişimi biz istiyor olsak da ilk direnci aslında genelde iç direnç olarak kendi kendimize gösteriyoruz. Hani içimizden bir ses “hadi artık, kalk ve adım at, başla artık!” derken; bir başka ses de “emin misin, rahatını bozmaya değer mi şimdi, ne gerek var bugüne kadar gayet iyi idare ettin!” der ya işte tam da bundan bahsediyorum. Bazen bu ses dile gelmese bile, biz farkında bile olmaz ve değişim rüzgarını arkamıza aldığımızı düşünürken birden sessiz ve derinden fiziksel bazı mesajlarla kendini gösterebilir. “Tam da bugün başlayacaktım bir baş ağrısı tuttu ki; ertelemek zorunda kaldım!” derken bulabiliriz kendimizi.

    Geçmiş deneyimlerinizi şöyle bir yoklamaya ne dersiniz, var mı benzer örnekleriniz?

    Kendi kendimize direnç oluşturmamız bu sürecin doğal akışlarından birisi aslında. Çünkü bilinç ne kadar hazır hissetse de bilinçaltı bu konuda hazır olmayabilir. Bizim kendi sistemimizde değiştirmeye çalıştığımız bir davranış modeline alışkın olmadığından veya bir davranışı sistemden çıkardığımızda onun yerinde bir boşluk oluşabileceğinden yine kendi sistemimiz buna uyum sağlama sürecinde bize fiziksel olarak birtakım sinyaller gönderebilir. Bununla birlikte bizi tümüyle harekete geçirecek gerekli komutlara da sahip olmayabilir. Peki iç direncimizi aştık diyelim, sırada bir de dış direnç kaynakları var tabi! Burada da yakın veya uzak  çevremizden, zihnimizin içinde bizi engellemeye çalışan sesin kullandığı sözcüklere benzer ifadelerle karşılaşabiliriz.

    Öfke Dansı” isimli kitabında Dr.Harriet Lerner verdiği vaka örnekleri eşliğinde değişim durumunda yaşanan direnci şu şekilde ifade ediyor: “Karşı adımların gücüne de, değişime karşı kendi direncinize de çok hazırlıklı olmalısınız.” (Not: Kitapta çok kelimesi özelikle vurgulanmıştır.)

    Kendi içimizde veya dışımızda yaşadığımız bu direnci/dirençleri, koçluk desteği alarak kendi kaynaklarımızla aşmamız mümkün. Ancak bazı direnç durumlarında psikolojik yardım almak da gerekli olabilir.

    Her durumda ulaşmak istediğimiz değişikliğe giden yolda engellerle karşılaşmamız olası. Ancak burada kararlı olmak ve planlı adımlar atmak, karşılaşabileceğimiz engelleri aşabilecek yeni modeller oluşturmak, konu ile ilgili bilgi ve becerilerimizi geliştirmek bizi bu gibi durumlara karşı daha dayanıklı hale getirecektir. Burada kendi kendimizle çalışmak, kendilik algımıza ve öz farkındalığımıza yönelik çalışmalar yapmak da bizi destekleyecek çalışmalar arasındadır. Bunların yanında vizyon oluşturmak yani olmasını istediğimiz değişim sürecini ve bu süreç sonunda ulaşmak istediğimiz durumu görsel olarak zihnimizde canlandırmak da, bize bu deneyimi zihinsel olarak yaşama fırsatı sunacaktır.

    Değişim rüzgarları hafif bir yaz esintisi gibi gelse de, güçlü bir fırtına şeklinde olsa da uyum sağlama sürecimiz her durumda farklı olacaktır. Her süreç kendi içinde farklı kolaylıklar ve zorluklar yaşatsa da  yepyeni deneyimleri de beraberinde getirecektir. Bu deneyimler ise bizi yaşamın bize sunacağı farklı değişimlere daha dayanıklı hale getirecektir.

    Aslında her değişim hem dışımızda, hem içimizde! Yeter ki geldiğinde hazır ve dayanıklı olalım…   

    ….

    Masanın üzerinde duran tozlu sayfalar arasında bir süredir arayıp da bulamadığı notları birden geçivermişti eline.. Aslında aradığı tamamen başka bir belgeydi. Eline alır almaz incelemeye başladı, bundan tam yirmi üç yıl önce gelecekte yapmak istediklerine dair yazdığı listeyi…

    Ne kadar uzun bir liste hazırlamıştı kendine sanki ölümsüzlük iksiri içmiş, bir de onca işi gücü, sorumluluğu hiç bir zaman olmayacakmış gibi.. Okudu da okudu listesini. Daha o yıllarda farklı bir hayat yaşamak istediğinin farkındaydı ancak sonra ne olmuştu da o bilindik yaşam çarkına kapılmıştı? Bazı maddeleri okuyunca gülümsedi. Ne büyük bir coşku ve heyecanla yazmıştı onları, yazarken de bir yandan gözünde canlandırıyordu kendini, o gelecekteki halini.. Geçmişte yaşadığı o motivasyonla yazdıklarını düşündü. Sonra birden hüzünlendi. Yapamadıklarına, kaçırdığını düşündüğü zamana üzüldü.

    Fazla sürmedi üzüntüsü. Hepsini tek tek yatırdı masaya. Neyi çok istemişti, neden yapmamıştı, ne veya kim engel olmuştu, hepsini değerlendirdi.

    Ve farketti ki, bunca zaman yapmadığı, gerçekleştirmediği çoğu hayalinde kendince geçerli mazeretler üreterek kendi kendine koyduğu engellerle bir dünya yaratmıştı. Bunu fark etmek çok hoşuna gitmedi ama bir ışık da yakmadı değil karanlık gibi görünen tünelin duvarlarına! Peki bunca zaman neler yapmıştı, bunlar ona kaynak olabilir miydi? Bu kez farklı bir gözle değerlendirmeye başladı.

    Yirmi üç yıl sonraki haliyle, o yılların birikimiyle, bugünden sonra, artık hazırdı!…

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz