Özgürlük ne değildir?
Her canının istediğini yapmak değildir.
Peki, özgürlük nedir?
İstemediğin şeyleri yapmaya mecbur olmama halidir.
Özgürlük deyince sizin aklınıza neler geliyor? Aklınıza gelen ilk kavramlar çok yüksek ihtimalle değerlerinizi yansıtacaktır. Genellikle maddi ve manevi özgürlük tanımı adı altında, ekonomik bağımsızlık, irade bağımsızlığı, tercih ve karar alma bağımsızlığı gibi
kavramlar en sık dile getirilenler oluyor. Oysaki tüm bunların çatısı, hepsini kapsayan ve bunlar sağlandığı takdirde diğer tüm kavramların gerçekleşmesi ihtimali yüksek olan ana değerler;
1- Düşünce özgürlüğü,
2- Duygusal özgürlük,
3- Bedensel özgürlüktür.
Bu üçünün dengesini kurabilen insana “Özgür bir birey” diyebiliriz. Özgürlük kavramı, her insan için oldukça üst sıralarda değer taşırken, bu yazıda, günümüz insanının mutsuzluk sebeplerinin başında gelen, özgürlükleri kısıtlayan etkenlerden özgürleşmek için neler
yapabileceğinize bakalım.
İnsan, her hangi bir konuda engelle karşılaştığında ne yapar? Kendini kısıtlanmış hisseder. Kendini kısıtlanmış hisseden insanın, özgürlük değeri tehlike altına girmeye başladığından, vücuttaki stres seviyesi yükselir. Vücut, adrenalin ve kortizol hormonları üretmeye başlar.
Adrenalin ve kortizol hormonlarının fazla salgılanması, bağışıklık sistemini tehdit etmeye başlar. Bağışıklık sistemi tehlikeye giren insan ise, hastalıklara ve manipülasyonlara daha açık hale gelir, duygusal hassasiyeti artar ve bedensel olarak güçten düşmeye başlar.
Duygulardan başlayan, engele tepki eylemi, düşüncelere ve ardından bedene yansır. Maalesef ki beden, tüm yaşadıklarınızın somut çıktılarını gösterdiği için, son aşamaya gelindiğinin sinyalidir. Yani tabir-i caizse, tam bir zincirleme trafik kazası! Günlük
hayatınızda yüzlerce ve hatta belki binlerce dış etkene, duygusal salınımlara, düşünce fırtınalarına, aşmanız gereken engellere maruz kalırken; nasıl stres seviyenizi dengede tutmayı başarabilir ve kendinizi özgür bir birey haline getirebilirsiniz? Kabul edelim ki yedi gün yirmi dört saat stres seviyenizi kontrol etmeniz mümkün değil; her şeyden önce biyolojik/hormonel olarak bu mümkün değil. Olumsuz şartların dışında, ani heyecanlar ve mutluluklarda da vücut adrenalin salgılıyor. Sadece olumsuz durumlardan ziyade, özgürleşmenin anahtarı, denge noktanızı bulmak ve orada kalıcı bir ev inşa edebilmek.
Bu denge noktası, yani özgürlük noktası, genel bir tanım içermez; kişiden kişiye göre değişir. Çok basit bir örnekle, kimi insan a marka soda içmeyi tercih eder/sever, kimi insan b marka soda içmeyi tercih eder/sever. Bu tercih kişinin hür iradesi ile yaptığı duygusal,
düşünsel ve bedensel seçimidir.
Şimdi bir örnek üzerinden, koçluk yaklaşımı ile, nasıl bir süreç olabileceğine dair beyin fırtınası yapalım:
Derin bir nefes alıp, arkanıza yaslanıp, düşünmenizi rica ediyorum:
Özgürlük, sizin için ne ifade ediyor?
Hayatınızdaki duygusal, düşünsel, bedensel tercihlerin ne kadarını özgürce yapabiliyorsunuz?
Özgür olduğunuz alanları çoğaltmak istiyor musunuz? (Belki de halinizden memnunsunuzdur.)
Halinizden memnun değilseniz ve özgürlük alanınızı arttırmak istiyorsanız, sizce bunun bir yolu var mı?
Bunun için imkanlarınız neler?
Bunu gerçekleştirmek sizce mümkün mü?
Bu imkanların hangilerini gerçekleştirmeniz mümkün olabilir?
Hangisinden başlamak isterseniz?
Gerçekleştirme planınız, nasıl bir plan olabilir?
Özgürlük halinizden memnunsanız, bu hali nasıl tanımlarsınız?
Halinizden memnuniyetinizi devam ettirmek için neler yapıyorsunuz?
Tüm bu sorular, profesyonel bir koçun, gündeminizdeki soru işaretlerini noktalandırmanız ve hedefinize en sağlıklı yoldan ulaşabilmeniz için sorabileceği sorular olabilir. (Bu sorular daha fazla çeşitlendirilebilir; koç ve danışana göre muhakkak farklılık gösterecektir.
Standart sorular değildir, koçlukta standart ve kalıp sorular yoktur.)
Gündeminizde hangi konu olursa olsun, o konu, çok yüksek ihtimalle değerlerinizi tehdit eden veya değerlerinizi ihmal eden bir gündem olabilir. Her iki durumda da özgürlüğünüzü kısıtlayan, birey olma özelliklerinizi yansıtmanızı engelleyen bu durum; devamında
duygularınızı yıpratmaya, düşüncelerinizi daha kötümser hale çevirmeye, beden sağlığınızı zayıflatmaya başlayabilir. Gördüğünüz gibi aslında stres seviyeniz, değerlerinizin ne kadar tehdit altında olduğuyla veya ne kadar tatmin olduğuyla doğru
orantılı olarak değişebiliyor.
Tehlike çanları çalınca durum fark edilebilir ancak farkındalık için bu da yeterli olmayabilir.
Çünkü bu gün biliyoruz ki, farkındalık dediğimiz şey, hemen devamında eylemle sonuçlanıyor. Herhangi bir konuda, hala harekete geçmediyseniz gerçek farkındalığa ulaşmadınız demektir. Farkındalık ve fark etmek konuları karıştırılsa da en özet hali ile
ikisinin birbirinden farkı; fark etmek o durumu görmektir, farkındalık o durum üzerinde eyleme geçmek demektir.
Siz, özgür bir birey olup olmadığınızın ne kadar farkındasınız? Eminim, kendinizle alakalı hangi konularda özgür olduğunuzu anlatacağınız tanımlar vardır ancak o kadar emin olmayın! Halinizden memnun olsanız da olmasanız da, bu konuda bir koçluk görüşmesi
deneyimi yaşamanızı, naçizane tavsiye ederim. Zira, kendi özgür kimliğinizi keşfetmeniz, bildiğiniz yönlerinizden emin olmanız, bilmediğiniz yönlerinizle tanışmanız, size müthiş bir “gerçek” farkındalık ve deneyim zenginliği katabilir.
Koçluğun sihirli yanlarından biri de bu. Hem koçu, hem danışanı özgürleştiren bir süreç olması. Gündeminiz ne olursa olsun, her zaman ve daima özgür bir birey olarak yaşamak istediğinizden eminim. Bu nedenle, duygularınıza, düşüncelerinize ve bedeninize iyi
bakmaya çalışın.
Şifayla ve sevgiyle kalın.




