Tarihi ilmek ilmek işleyip geleceğe taşıyanlar…

    0
    31

    Değerli okurum okumakta olduğunuz bu satırlar özel ve özgün bir şekilde, geçmiş zaman ile bugün arasında köprü olmak üzere hazırlandı. Sizlere derin ve kutlu tarihimizdeki kadınlarımızı yücelten bir hikâyenin gelişip büyüdüğü son ve ilk halinden övünç duyulası ve ilham alınası olgusunu yazmanın mutluluğu içindeyim.

    Türkiye’nin Başkenti, Ankara’daki Sıhhiye meydanından başlayıp gençlik parkına doğru ilerlemeye başlasanız tarihi binalar silsilesi içinde kalırsınız. Hele onlardan biri var ki, genç Türkiye inşa edilirken cumhuriyetin ilk binalarından olma özelliğinin yanı sıra, okul projesi olarak tasarlandı. Bin dokuz yüz yirmi yedi yılında uzak diyarlardan getirilen, Avusturya ve İsviçre kökenli mimar ve şehir plancısı, Ernst Arnold Egli’nin o tarihlerde düşlediği bu modern bina kurumlarda alışılmamış sevimli, çekiciliği olan pembe bir rengiyle göze çarpar.

    Büyükçe alanı içersin de, dört katlı yüksek tavanlı geniş pencereleriyle görkemli yapısıyla insanları kendine baktıran Ankara Olgunlaşma Enstitüsünün davetkâr binası görünür.

    Önüne geldiğinizde sizi beş basamaklı geniş taş merdiveni karşılar. Basamakların bitiminde o Türk kadınının sadakatini, temizliğini, saflığını o genlerindeki zarafeti anımsatan ve içinizi ısıtan, vitray ile yapılan karanfil desenli camlarını koruyan, boyu neredeyse beş metreye varan ihtişamlı demir parmaklı kapı buyur eder.

    Ağır kapıyı itip iç mekâna adım atar atmaz itina ile iç tasarımı, rengârenk desenli el işlemeleri ile süslenmiş vitrinleri insanı kendine hayran bırakır. O sofada yönünüzü nereye dönerseniz dönün binanın o kendine has ruhu sizi sarmaladığı gibi kadına verilen değeri her karesinde duyumsamakla kendinizi çok özel hissetmeye başlarsınız.

    Özel yapılmış ferah büyük atölyelerinde eğitimler alan yetiştirilmekte olan ustaları, diğer taraftan yurt içi ve yurt dışından gelen ünlüler yada protokol sahibi konukların ağırladıkları sade, bir o kadar zarif işlemelerle bezedikleri kabul salonu ve defile salonunu görürsünüz. O büyük salon, kimler geldi kimler geçti derken orada Türk misafirperverliğini anımsıyor ve ne kadar değerli olduğunuzu fark ediyorsunuz. Prova salonları, bekleme salonları, kütüphanesi, yemek atölyesi… Tas tamam her şeyin düşünüldüğü göz alıcı binada müze kısmına ulaştığınızda kültürünüze tarihinize atalarınıza şükran duygularıyla anarken her ince ayrıntıya özenle bakmaya başlarsınız. Köklerinizi görmenin sarsılmaz bağları size güç verir. Onların torunları olmaktan heyecan ve onur duyarsınız.  

    Ben en son ziyaretimde “Atatürk Giysileri Koleksiyonu” ve farklı yörelere ait etnik kıyafetlerin yer aldığı “Otantik Giysi Koleksiyonu” görme şansına sahip oldum. Her bir parça kendi içinde muhteşem öyküsüyle bizleri karşılarken gönlümüzde de güzel duyguları uyandırıyor. O Türk motifleriyle bezenen ağır sırma işlemeli göz nuru kostümleri görünce büyülenmemek elde değil, hele de üstünüze giydiğinizde ben birini giydiğimde, düşüncelerim duygularım değişiverdi. “Sen her türlü güzelliğe övgüye yaraşırsın, bundan böyle öyle davran gereğini yap” diyen iç sesim mutluluğumu gözlerimden dışarıya yansıtıyordu. Sizlerde ziyaretinizde eminin büyüleneceksiniz.

    Tüm gördüklerim bana büyük düşler kurmama vesile olunca “bu emanetler için ben çamsakızı çoban armağanı neler yapabilirim?” dedim, işte niyetim hayat buldu ve bu röportajı gerçekleştirmek üzere imkân doğdu.

    Okulun görünen yüzü emanetlerin şimdiki koruyucusu yüksek titizlikle olabildiğince elinden gelenin en iyisini yedi yirmi dört takımıyla birlikte mirasın tanıtımı için öz verili çalışan okul müdürü İlknur Hanım’a düşüncemi aktardığımda ikimizde heyecanlandık ve röportaj için yola çıktık. İlham veren tüm bilgileri için kendilerine şimdiden çok teşekkür ederim.

    Gelsin ilk sorum; Geleneksel Türk kültürünü, yeni sanat dalları ile sentezleyip yaşatarak dünya çapında tanıtma vizyonuna sahip Ankara Olgunlaşma Enstitüsünün kaç yılında nasıl bir öyküyle açıldı?

    İlknur :

    Milli Mücadele Dönemi’nden itibaren toplumumuzun ilerlemesi için kadınlarımızın, kız çocuklarımızın eğitimi son derece önemli olduğu için, Türkiye’nin öncelikli meselelerinden biri haline geldi. Olgunlaşma Enstitüleri kadınlarımızın eğitimde öncü kurumlardan biridir. Türkiye’nin ikinci Olgunlaşma Enstitüsü olan Ankara Olgunlaşma Enstitüsü de 1 Kasım 1958 yılında Maltepe’de eski polis evi olan Erkek Sanat Enstitüsü kullanımındaki apartman dairesinde eğitim-öğretime başlamış. Daha sonra Kızılay Sakarya Caddesinde Ersen Apartmanında faaliyete devam eden enstitümüz, Radyo Evi’nin yanında bulunan bugünkü binasına taşınmış; tam bir eğitim yerleşkesi hâline gelmiştir. Kurulduğu yıldan bu zamana kız teknik eğitiminin ve modanın merkezi olan enstitümüz, kadın istihdamına yönelik verdiği eğitim ve modaya yön veren çalışmalarıyla milli kültürümüzün hafızasını geleceğe taşıyacak bir güç olarak ülkemizin aydınlık yüzünü temsil etmeye devam ediyor.

    Tarihi boyunca geleneksel Türk giyim ve el sanatlarını araştıran, asıllarına bağlı kalarak güncel yorumlarıyla günümüze aktaran, Türk kültürünü gelenek ve geleceği buluşturarak evrensel boyutlarıyla dünya çapında tanıtan, Ankara Olgunlaşma Enstitüsü, ürettiği her eser, proje, koleksiyon sergi ve sunumla Türk kadınının başarısının, yaratıcılığının vitrini olmaya devam ediyor.

    Gültekin :

    Olgunlaşma Enstitüleri öncelikli amacı genç kızlarımıza, kadınlarımıza Türk El Sanatları alanlarında mesleki eğitim veren kurumlar olmakla birlikte, Türk El Sanatlarını araştırmak, derlemek, geliştirmek ve yaymak. Aynı zamanda sektörlerin gereksinim duyduğu alanlarda nitelikli kadın İşgücü yaratarak ara eleman yetiştirirken ulusal ekonomiye katkı sağlamak. Bence en önemli amacıysa, meslek sahibi olan kadının toplumdaki sosyal statüsünü yükseltmekti. Güçlü bu erekler belli ki her dönem kendi içinde yenilenerek okullarda gerçekleştiriliyor. Zira enstitüler hala ayakta ve başarıyla ilkeleriyle yoluna devam ediyorlar.

    Sorum şu; son on yılın tarihçileri içinde bulunduğumuz çağa erken modern dönem dedi. En önemli özelliği ise küreselleşmek bir başka deyişle evrenselleşmek, yeni ekonomiler ve teknolojik gelişimler, yeni keşifler derken bu döneme okulunuz nasıl ayak uyduruyor? Neleri daha farklı yapıyor? Ara eleman yetiştirilen mezunlarınızı nasıl değerlendiriyorsunuz? Farklı esnek projeleriniz nelerdir? Sizi diğer okullardan ayıran en önemli özelliğiniz nedir?  

    İlknur :

    Küreselleşmeyle birlikte her sektörde tek tipleşme yaşanmaktayken değerlerimizin korunması ve yaşatılması için bizler, proje ve koleksiyonlarımızla kimliğimizin en anlamlı ve canlı belgeleri olan yöresel dokumalarımızı, kaybolmaya yüz tutmuş el sanatlarımızı gün yüzüne çıkarıyoruz.

    Zengin arşivimizle ve enstitümüz bünyesindeki 100. Yıl Kız Teknik Öğretim Müzemizle kültürümüzün koruyuculuğunu üstlenirken; Hayat boyu eğitim anlayışıyla Grafik- Tasarım Alanı dijital baskı teknikleri,  Sanat Tasarım Alanında İç Mekân Dekorasyonu,  Moda Tasarım Teknolojileri Alanında Kadın Giyimi Modelistliği ve Gastronomi alanında yeni bölümler açılarak geleneksel el sanatlarımızın yanında çağın ve sektörün ihtiyaç duyduğu alana yönelik verdiğimiz eğitimle özellikle kadın istihdamına katkı sunuyoruz.

    İçinde bulunduğumuz çağın gerektirdiği teknolojik araç gereç, donanım ve programlarla zamanın ihtiyaçlarına cevap verir eğitimler geliştiriyoruz.

    Enstitümüzden mezunu olup daha sonra enstitümüzde usta öğretici olarak çalışan çok fazla mezunumuz var. Bu kurum kültürünün yaşatılması, bir geleneğin sürdürülmesi adına çok önemli. Sektörde kolaylıkla istihdam edilen mezunlarımızın yanında kendi iş yerini açan çok sayıda öğrencimiz de var. Şu anda enstitümüzde eğitim gören öğrencilerimizi mezunların iş yerlerine stajyer olarak yönlendiriyoruz.

    Enstitümüzü diğer okullardan ayıran yönlerden bazılarını, özellikle kadınlarımıza meslek edindirmeye yönelik verdiği eğitimin yanında her yıl hayata geçirdiği tema projeleriyle başta Ankara olmak üzere, enstitümüze bağlı illerimizin geleneksel Türk giyimi ve el sanatları kültürünü yaşatması ve protokol gezi listesinde yer alması sebebiyle kurulduğu günden bu yana yabancı misafirlere kültür durağı olmasını, ülkemizin kültürünü yabancı misafirlere tanıtmada da önemli bir misyon üstleniyor olmasını sayabilirim.

    Gültekin :

    Ankara Olgunlaşma Enstitüsü öğretmen ve öğrencilerin özverili çalışmaları sonunda oluşturulmuş çeşitli koleksiyonları ile sadece yurt içinde değil yurt dışında da haklı üne sahip olduğunu biliyorum. Dönem dönem açtığınız sergilerinizin isimlerini sıralarsam • Otantik Giysi Koleksiyonu • Sanatsal Giysi Koleksiyonu • Osmanlı Dönemi Saray Giysileri Koleksiyonu • Folklorik Bebek Koleksiyonu • Mevlâna Koleksiyonu• •Selçuklu Koleksiyonu • Osmanlıdan Uyarlamalar Takı Koleksiyonu •Anadolu’nun yıldızları Koleksiyonu • Atatürk Giysileri Koleksiyonu • Kutnu Koleksiyonu oldukça zengin bu eşsiz mirasların toplam parça sayısı ne kadar? Bu sanatsal hazineye günümüzde ilk kez karşılaştığınız orijinal otantik parçaları katılmaya devam ediyor mu? İçlerinde en eski tarihi izleri taşıyan hangileri? Şu ana kadar aklınızdan çıkmayan en etkileyici parçanın nasıl bir öyküsü var, duygu ve düşüncenizi paylaşır mısınız?

    İlknur :

    Tema projelerimiz çerçevesinde hazırlanan koleksiyonlardan oluşan sergilerimiz ve sunumlarımız kültürümüzün, el sanatlarımızın bozulmadan gelecek kuşaklara aktarılması ve kültürel kimliğimizin yaşatılması açısından oldukça önemli. Yurt içi ve yurt dışında gerçekleştirdiğimiz sergiler, Türk kültürünün tanıtılması, verilen emeğin karşılığını bulması adına kurumumuzun gurur kaynağı olmaktadır.

    2021 yılında sergilediğimiz Ankara Olgunlaşma Enstitüsü öğretmenleri ve usta öğreticilerinin yıllar süren çalışmaları sonucu ortaya çıkan “Renk Anadolu Projemiz”, ülkemizin yedi bölgesine ait illerin yöresel kadın ve erkek kıyafetlerinin orijinal halleriyle çalışıldığı kıyafet koleksiyonuna sahip. Ayrıca projenin kapsamında seramik, cam, çini panolar; tezhip, hat, minyatür sanatlarının bir arada kullanıldığı tablolar; kitre bebek ve keselerden oluşan karma sergi koleksiyonu ile Anadolu mozaiğini yansıtması bakımından sanatsal hazinemize eklediğimiz önemli parçalardan olmuştur.

    Bütün koleksiyonlarımız titiz araştırmalarımızın verileri ışığında bölümlerimizce özenle hazırlanıyor. Bu anlamda birini diğerinden ayırmak mümkün değil ancak defilelerimizin finalini yaptığımız enstitümüz öğretmenlerinden Gülen Atabek imzalı “Bayrak” tasarımımızın, Olgunlaşma Enstitüleri için de bir geleneğin oluşmasına vesile olmuş, izleyicilerimiz tarafından da büyük bir coşkuyla karşılanan tasarım olduğunu söylemeliyim.

    Gültekin :

    Bu vatan toprakları üzerinde doğusundan batısına kuzeyinden güneyine, yaşayan insanlar geçen yüzyıllarda yüz yüze konuşmanın ötesinde duygularını düşüncelerini havlulara, peşkirlere, uçkur, örtülere, mendillere, atkılara bindallı, üç etek, şalvar, iç gömleği vb. giyim eşyalarına… Kumaşlar üzerlerine doğal elde ettikleri boyalarla canlı renkler eşliğinde duygularını düşüncelerini işlemişlerdir. Öyle göz nuru, öyle sevinçler, öyle hüzünler, öyle gözyaşları vardır ki bu sanat eserlerinde çoğu insanı kalbinden vurur, cesaret verir, ilham olur. Beni en çok savaşlara evlatlarını, eşlerini gönderen Türk anasının, Türk kadınının o duygu yüklü anlatımları etkiler. Bu konuda sessiz iletişim motivasyon kaynağı parçalar siz ve takımınızı nasıl etkiliyor? Onların tanıtımlarında öyküleri canlandırılıyor mu? Ülkemizin ve yurt dışı seyircilerin tepkisi genelde ne oluyor? Nasıl bir farklılık var? Yurt dışı gösterilerde ülkemize karşı çizdiğiniz bu saygı uyandıran göğsümüzü kabartan muhteşem mirasta onların zihinlerinde Türkiye hakkında nasıl bir imaj yer ediyor? Yurt dışından sipariş aldığınız oluyor mu?

    İlknur :

    Anadolu tarihi zenginliklerinin yanında, el sanatları ve folklorik değerleri ile milletimizin inceliklerini barındıran eşsiz bir hazine olduğunun bilinciyle bu giysilerin hepsinde gizli olan bin bir mesajı okumak ve hikâyelerini yurt içinde ve yurt dışında anlatmak bizlerin hem görevi hem gurur kaynağı.

    Yurt dışında gerçekleştirdiğimiz tüm sergi ve sunumlarda büyük yankı uyandırdığımızı söylemeliyim. Geleneksel el sanatları ürünlerimizin, işçiliği, zenginliği ve çeşitliliği büyük hayranlık uyandırıyor. Enstitümüzün tüm koleksiyonlarında, Türk kadının ince zevkiyle yarattığı, içinde bin bir baharı, sevinçleri saklayan motifler, tohum misali kadınlarımızın elinde gün yüzüne çıkarak yeniden canlanıyor. Bizler gittiğimiz yerlerde Anadolu kadınlarının motiflerde saklı kalan hikâyesini anlatıyoruz aslında.

    Yurt içinden de yurt dışından da sipariş alıyoruz. Bu sene, 2022 yılı içinde Malezya Kraliçesi Tunku Azizah Aminah Maimunah Iskandariah’ın okulumuzu ziyareti sonrası hayranlık duyduğu el sanatları ürünleri siparişleri aldığımız yurt dışı siparişlerimizden.

    Gültekin :

    Ankara Olgunlaşma Enstitüsü, 1958 yılından bu yana öğretmen ve öğrencilerin özverili çalışmaları sonunda Türkiye’nin uzun yıllar Türk modasına öncülük yapan bir okulu olmuş. Türk Kültürünü, Türk Kadınının beceri ve zarafetini tanıtma misyonuyla istatistiki bir bilgi olsa okuyucularımıza şu ana kadar kaç ülkede kaç şehirde defileleriyle kültür elçiliği yaptı? Hangi devlet büyüklerini, ünlüleri giydirdi? Sipariş almada belli kurallarınız var mıdır?

    İlknur :

    Bir sayı vermek oldukça güç kurulduğu günden bu yana, Avrupa’dan Amerika’ya; Japonya’dan Rusya’ya, Afrika’ya uzanan bir coğrafyada ülkemizi temsil etme ve tanıtmaya, Türk kadının maharetini yedi kıtada anlatma fırsatı bulduk.

    Kurulduğu günden bu yana kurumumuz Ankara’daki politikacı ve üst düzey bürokrat eşlerinin giyimine öncülük ediyor. Şu ana kadar cumhurbaşkanı eşlerinden Mevhibe İnönü, Nazmiye Demirel, Reşide Bayar, Melahat Gürsel, Atıfet Sunay, Berrin Menderes Emel Korutürk, Semra Özal, Semra Sezer, Hayrünnisa Gül ve Emine Erdoğan hanımefendiyi ve daha birçok üst düzey devlet yöneticisi eşi Enstitümüzün ziyaretçisi olmuş olmaya da devam ediyor. Yalnızca yurt içinden değil; yurt dışından gelen önemli konuk ve devlet büyüğü eşlerinin de ziyaret mekânı olan Ankara Olgunlaşma Enstitüsü, Türk kültürünün ve kadın emeğinin adeta vitrini olmuştur. İran kraliçesi Farah Diba, Sophia Loren, Carlo Ponti, İngiltere Kraliçesi Elizabeth, Prenses Süreyya  enstitümüzde ağırladığımız önemli simalardandır.

    Enstitümüz, bizden hizmet almak isteyen herkese açık, sipariş almada herhangi bir kuralımız yok. Siparişlerimizdeki yoğunluk durumuna göre planlama yaparak herkese Haute Couture (kişiye özel tasarım) hizmeti vermekteyiz.

    Gültekin :

    Altmış dört yıldır, dile söylemesi kolay bu süreç içersin de elbette onca başarıların tüm emeklerin ödüllendirildiği süreçleriniz olduğunu biliyorum. Bu armağanların içerisinde yer alan Krakow 6. Uluslararası Folklorik Bebek Bienali’den bir bebekte bana kısmet oldu. Hayranlık uyandıran bu çalışmayı evimin başköşesinde yer verdiğim için mutluyum. Sorum gelsin; şu ana kadar aldığı ödüller nelerdir? Bu ödüller içinde hangi çalışma daha meşakkatli oldu, meydana getirme sürecinde sizleri neler zorladı? Şu ana kadar hangi çalışma daha fazla ilgi gördü? Hangi çalışma sizin gönlünüze yer etti? Neden?

    İlknur :

    Enstitümüzün ve öğrencilerimizin katıldığı yarışmalardan aldığı birçok ödül var. 1974 yılında İngiltere Kraliyet Sarayı, Defile Kupa Ödülü, 1985 yılında Polonya’da gerçekleştirilen Krakow 6.uluslararası Folklorik Bebek Bianelinde “Bergama-Kapıkaya Kına Gecesi Kompozisyonu” ile dünya birinciliği aldı.

    6. Uluslararası Yapma Bebek Bianeli’nde “Erzurum- Bindallı ve Bayrak Altında” çalışması ile Jüri Özel Ödülü geldi.  1990 yılında İtalya’da yapılan “Geleneksel Avrupa Gelini” yarışmasında Avrupa Gelini Unvanı, Enstitümüzün uluslararası başarılarımızı taçlandıran başlıca ödüllerdendir.

    Hazırladığımız her koleksiyonun, katıldığımız bütün yarışmaların, aldığımız bütün siparişlerin çalışmaları aynı özen ve ilkeyle sürdürülüyor. Dolayısıyla hiçbirini ayırt etmem mümkün değil.

    Gültekin :

    Okulunuzda eğitim öğretim bölümlerinin dışında araştırma ve tanıtım, pazarlama bölümlerimizde var. Ayrıca okulunuzun son yıllarda başlattığı, Anadolu değerlerini konu olan temalı çalışmaları başlangıcından, üretimine ve sunumuna dek rehberlik ve yönlendirme hizmeti vermektedir. Bu tanıtım ve satış konusunda nasıl bir strateji ile neleri daha farklı ve anlamlı yapıyorsunuz?

    İlknur :

    Enstitümüz eğitimleri; Moda Tasarım, El Sanatları, Kuyumculuk,

    Sanat Tasarım, Seramik-Cam, Grafik ve Fotoğraf, Yiyecek İçecek Hizmetleri alanlarında deneyimli öğretmenlerimizin eğitim veriyor. Bunun yanı sıra Araştırma Bölümümüzün akademik araştırmaları ve atölyelerimizin üretimleriyle tema projelerimizin koleksiyon sergi ve sunumları hayata geçiyor. Tanıtım Pazarlama Bölümüz ise tanıtım faaliyetleriyle de ulusal ve uluslararası alanlarda bu zenginliği tanıtarak bu değerli hazineyi geleceğe taşıyoruz.

    Adeta bir ArGe merkezi gibi çalışan enstitülerimiz, geleneksel Türk giyimi ve el sanatları alanlarında araştırma yapan araştırmacılara da zengin bir kaynak sunuyor. Bunun yanında koleksiyonlarımızı, geleneksel değerlerimizi tanıtmak için düzenlediğimiz sergi ve defilelerin yanında günümüzde etkin bir iletişim kanalı hâline gelen sosyal medyayı aktif olarak kullanarak daha geniş kitlelerle ulaşmaya çalışıyoruz. Atölyelerimizde birbirinden farklı tasarımların, kaliteli el işçiliğiyle üretildiği dekoratif, sanatsal ve günlük kullanıma yönelik ürünlerimizi, enstitümüz bünyesindeki satış odamızda ve PTT AVM üzerinden satışa sunularak ülkemizin dört bir yanına ulaştırabiliyoruz.

    Gültekin :

    Bende bir kız meslek lisesi mezunuyum benim dönemimde tarih verirsem yetmişli yıllar, o tarihlerde anne babalar genelde kız evlatlarını kız meslek lisesine gönderirlerdi. Niyetleri kız evlatları, bilinçli olsun zarafetle hareket edenlerden olsun bir o kadarda eli marifetli yuvasını çekip çeviren, kolunda bir bileziği olsun, evine yurduna katkısı olsun, elindeki eşyaları değerlendirsin yaşatsın diye gönderilirdi. Sizde bir kız meslek lisesi mezunu olduğunuzu biliyorum.  Ailenizin sizi bu okula gönderme nedeni neydi?

    İlknur :

    Kız çocuklarının kendi ayakları üzerinde durması çok önemli. Sizin de belirttiğiniz gibi kolunda altın bir bileziğinin olması deyimiyle ifade bulur. Anadolu’da.  Kız teknik eğitim müfredatında kız çocuklarının kültür derslerinin yanında doğrudan mesleğe yönelik eğitim vermesi ailemin beni bu okula yönlendirilmesinde çok etkili oldu. Şimdi yine kadın eğitiminde öncü bir kurumda idareci olarak görev yaparak bir anlamda aileme ve ülkeme vefa borcumu ödüyorum.

    Köklü tarihimize sahip çıkmak onu yaşatıyor olmak, erdemlerimizin yardımıyla gelecek nesillere aktarıyor olmanın huzurunu, bize has gönülden sevgiyle vefa ile gerçek değerlerimize hazinemize ebedi yaşatabilmek dileğiyle,  

    Ustadan çırağa ilk günkü gibi emaneti koruyup kollayıp, Türk kültürel mirasını geleceğe taşıyan elçilere sonsuz saygılarımla,

    Sevgilerimle,

    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu giriniz!
    Lütfen isminizi buraya giriniz